Bir Garip İnceleme Oris Big Crown
TANIŞMA
Öncelikle saatin temini, tedariki ve fiyat konusunda yardımcı olan, ilgisini esirgemeyen Burak abiye çok teşekkür ediyorum.
Daha önce yazmış olduğum Omega konusunu hatırlayanlar varsa, tahmin edileceği gibi saatle hiçbir ilgisi olmayan 7846 satırdan sonra saati konuşmaya başlayacağım. Vakıaya konu olan saat bana ait değil, sevdiğim bir arkadaşıma ait. Konuyu açma amacım hem Burak abiye teşekkürlerimizi iletmek hem de elimden geldiğince saati incelemek.
Mevzu bahis arkadaşın saat sevgisi yaz gecelerimizin vazgeçilmez ve zaruri aktivitesi olan çay sohbetlerimiz sırasında gerçekleşti. Arkadaşım, moda markası diye tabir ettiğimiz saatlerden biri için masadan görüş alırken mevzuya müdahil oldum hemen. Klasik kapitalist pazarlama tekniklerini kullanarak; bunlar sanat eseri, çoluğuna çocuğuna bırakırsın, pilli saati ilerde satmak istersen alan çıkmaz, mekanik saatlerde kar etme ihtimalin bile var diyerek ikna çalışmalarına başladım. Sonrasında, felsefi tahkik ile mekanik saatlerin kullan-at olmadığını, modern tüketim toplumuna hitap eden üretim felsefesi yerine, uzun yıllar kullanmak için tasarlanmış, ilgi isteyen, bakımları yapıldığı sürece biriktirilen anılar ile nesilden nesile aktarılacak zaman makineleri olduğunu ispata giriştim.
Kesinlikle hiçbir zorlama, cebr kullanma vb olmadan tamamen tatlı dilim ve güzel sözlerim ile(kendisine bıçak çektim yalan) mekanik saat almaya ikna ettim. Ben başlangıç olarak bir Lorus alırız diye düşünürken, kendisinin yoğun istekleri ile bir Tissot PRX almış bulunduk.
İlerleyen yıllarda bu arkadaş malum kuyuya düştü ve 5-6 saat daha edindi. Ben ara ara ip uzattım kendisine tabi ki, lakin kısa geldi galiba çünkü son birkaç ay boyunca “senle beraber bir saat seçelim” diye beni darlamaya devam etti.
BİR KARAR VERMEK
Geçtiğimiz günlerde 975609'sunu gerçekleştirdiğimiz çay sohbetinde, bir gaflet anında ve dalalete düşerek "Tamam ulan, madem kaşınıyorsun alalım." demiş bulundum. Bütçe dahilinde Oris ve Longines modellerine bakmaya başladık. Ben hikayesi olan şeyleri severim, Legend Diver modellerini inceledik biraz. Kendisi Hydroconquest modellerini gösterdi. Benim beğendiğim modelleri o beğenmedi, “Fena değil.” falan dedi. Onun beğendiği modelleri de ben beğenmedim, "Alırsan öldürürüm." falan dedim. O saat, bu saat derken... Baktım ki Arif'in Manchester'e attığı golü izliyoruz… Hal böyle olunca, çay ocağının sahibi Burak abiye çayı nasıl demlediğini sordum. "Özel tarif, onu söyleyemiyoruz maalesef." dedi. Oris modellerine bakarken iki bardak daha içmişiz ki sonrasında olanları kimse hatırlamıyor (Çayı demleyen Burak abi dahil). Ama ben bu sıralarda forum üzerinden, Oris için Burak abiye mesaj atmışım.
Ertesi akşam gittiğimde, çay ocağındaki diğer müşterilerin anlattığına göre, 2 saatlik döngü şeklinde Arif'in golünü izledikten sonra, gece 3 sularında şirin baba ve şirinler ile oturup iki demlik çay daha içmişiz. Hatta bizim arkadaşlardan biri Şirine’ye evlenme teklifi bile etmiş. Tabi ki bizimle alay ediyorlar. Çünkü ben de sonradan hatırladım, özellikle dikkat etmiştim, gelenler arasında Şirine yoktu.
Velhasılıkelam böyle durumlarda kısa süre içerisinde bir karara varmak faydalı olacaktır. Zira vakit geçtikçe konu mutlaka Arif’in attığı gole bağlanıyor.
7847. SATIR

Girişte de belirttiğim gibi saatle hiçbir alakası olmayan 7846 satırdan sonra, saati konuşacağımız satırlara geldik. Şirinlerle birlikte içilen iki demlik çaydan sonra, arkadaş ertesi gün kadran rengine karar verdi ve saati Burak abi vasıtası ile sipariş ettik. Kutu açılışını da tabi ki çay ocağında 326 kişi ile beraber yaptık. Arkadaş koluna takamadan, 28 kişi denedi saati
Çelik kordonu hiç sevmeyen ve uzun yıllardır deri kayış kullanan biri olarak söyleyebilirim ki, deri kayışı çok kaliteli ve kullanım konforu çok yüksek. Bilindiği üzere geyik derisinden imal edilmiş. Çok yumuşak ve esnek bir malzeme, esnekliğinden ve yumuşaklığından dolayı bileği kolaylıkla sarıyor ve hiç rahatsız etmiyor. Hatta deneyen arkadaşlardan biri, “İlk defa gerçekten deri hissiyatı aldığım bir deri kayış.” dedi. Dış görünüş olarak da eski-okul diye tabir ettiğimiz ilkel şekilde tabaklanmış bir görüntüsü var. Bu da saatin ağır ve bence donuk duruşunu tamamlıyor.
BÜROKRAT-KABADAYI
Gelelim kadran rengine veya renklerine. Benim ısınamadığım yegâne yönü donuk, soğuk, degrade ve pastel kadran renkleri. Küçülen çapla beraber saatin, eski-okul, ağırbaşlı, sakin bir kasa tasarımı var. Böyle bir kasaya parlak, heyecanlı, açık renkleri ben de yakıştırmam zaten. Fakat bu gri versiyonla birlikte saate bir kuzey soğukluğu hâkim. Merhaba-merhabadan başka bir şey konuşamayacağınız bir insan halet-i ruhiyesi var saatte. Tam bir üst düzey devlet görevlisi - bürokrat ciddiyeti. Kadrana bakınca üzerime takım elbisemi giyip, ayağıma mokasenlerimi geçirip bir pelikan m800 alıp bütün gün boyunca evrak imzalama isteği tezahür ediyor içimde.
Ben bürokrat havasından hoşlanmam. Ağırbaşlı, oturaklı ama daha kabadayı bir degrade koyu laciverti tercih ederdim. Masa başı görevlisi laciverti değil - semtte sevilen, sayılan, sözü muteber bir kabadayı koyu laciverti. Teorik değil, pratik adamı. Gerçi bizim arkadaşın karakterine yakıştı, onda da bir buzdolabı soğukluğu var.

Tokayı birçok kişi sevmeyebilir, daha kolay kullanıma sahip bir toka mekanizmasını tercih edebilir. Ancak bu eski, kullanışsız toka mekanizması saatin genel, klasik havasıyla daha uyumlu. Mekanizma detaylarına falan girmiyorum. Kadranı okumak kolay, lume idare eder seviyede, zaten saatte bir dalgıç saati değil. Pointer-date içgüdüsel değil, okuması kolay da değil (Bana işaret etme kardeşim, göster bir pencereden.) Ama kadranın sadeliğini ufakta olsa kırıyor. Tepe güzel, boyutu ideal, saatin proporsiyonuna uygun olmuş. Ufak-tefek eleştirilerimizi de yaptığımıza göre, metni okunmaz hale getirecek şekilde uzatmadan burada noktayı koyuyorum. Cümleten hayırlı akşamlar.

NOT BİR: Metinde anlatan olaylardan bazıları, okuyucuya daha fazla keyif vermek amacıyla tamamen uydurulmuş veya abartılmış olabilir. Buna mukabil, anlatılan olaylardan bazıları gerçekte çok daha şiddetli ve sert bir şekilde yaşanmışta olabilir.
NOT İKİ: Çay tedariği için iletişim kurmaya çalışmayınız lütfen. Zaten bizde sonraki denemelerde şirinleri göremedik. Ama İsmet ÖZEL, Alexandre KOJEVE ve Francis FUKUYAMA ile aynı masada oturup, çay içerken Kapitalizm Ve Kalvinizm üzerine şeditçe bir cedele tutuşmuşluğumuz var. Cedelin ilerleyen saatlerinde dudaklar kapandı, diller sustu. Kelimeler dökülen damarlardan, kanlar boşaldı. Bir tek Özel İSMET sağ çıktı o geceden. Kötü bir geceydi.
NOT ÜÇ: Yazım yanlışlarımız, hatamız, kusurumuz olduysa affola.
NOT DÖRT: Ben bir süredir bizim ihtiyarın(Araba) işleri için il dışında olduğumdan mucip saatin fotoğraflarını çekemedim. Fotoğrafların kötü olmasının tek sebebi arkadaşımın çekmiş olmasıdır. Hakikatte ben iyi fotoğraf çekerim.
Öncelikle saatin temini, tedariki ve fiyat konusunda yardımcı olan, ilgisini esirgemeyen Burak abiye çok teşekkür ediyorum.
Daha önce yazmış olduğum Omega konusunu hatırlayanlar varsa, tahmin edileceği gibi saatle hiçbir ilgisi olmayan 7846 satırdan sonra saati konuşmaya başlayacağım. Vakıaya konu olan saat bana ait değil, sevdiğim bir arkadaşıma ait. Konuyu açma amacım hem Burak abiye teşekkürlerimizi iletmek hem de elimden geldiğince saati incelemek.
Mevzu bahis arkadaşın saat sevgisi yaz gecelerimizin vazgeçilmez ve zaruri aktivitesi olan çay sohbetlerimiz sırasında gerçekleşti. Arkadaşım, moda markası diye tabir ettiğimiz saatlerden biri için masadan görüş alırken mevzuya müdahil oldum hemen. Klasik kapitalist pazarlama tekniklerini kullanarak; bunlar sanat eseri, çoluğuna çocuğuna bırakırsın, pilli saati ilerde satmak istersen alan çıkmaz, mekanik saatlerde kar etme ihtimalin bile var diyerek ikna çalışmalarına başladım. Sonrasında, felsefi tahkik ile mekanik saatlerin kullan-at olmadığını, modern tüketim toplumuna hitap eden üretim felsefesi yerine, uzun yıllar kullanmak için tasarlanmış, ilgi isteyen, bakımları yapıldığı sürece biriktirilen anılar ile nesilden nesile aktarılacak zaman makineleri olduğunu ispata giriştim.
Kesinlikle hiçbir zorlama, cebr kullanma vb olmadan tamamen tatlı dilim ve güzel sözlerim ile(kendisine bıçak çektim yalan) mekanik saat almaya ikna ettim. Ben başlangıç olarak bir Lorus alırız diye düşünürken, kendisinin yoğun istekleri ile bir Tissot PRX almış bulunduk.
İlerleyen yıllarda bu arkadaş malum kuyuya düştü ve 5-6 saat daha edindi. Ben ara ara ip uzattım kendisine tabi ki, lakin kısa geldi galiba çünkü son birkaç ay boyunca “senle beraber bir saat seçelim” diye beni darlamaya devam etti.
BİR KARAR VERMEK
Geçtiğimiz günlerde 975609'sunu gerçekleştirdiğimiz çay sohbetinde, bir gaflet anında ve dalalete düşerek "Tamam ulan, madem kaşınıyorsun alalım." demiş bulundum. Bütçe dahilinde Oris ve Longines modellerine bakmaya başladık. Ben hikayesi olan şeyleri severim, Legend Diver modellerini inceledik biraz. Kendisi Hydroconquest modellerini gösterdi. Benim beğendiğim modelleri o beğenmedi, “Fena değil.” falan dedi. Onun beğendiği modelleri de ben beğenmedim, "Alırsan öldürürüm." falan dedim. O saat, bu saat derken... Baktım ki Arif'in Manchester'e attığı golü izliyoruz… Hal böyle olunca, çay ocağının sahibi Burak abiye çayı nasıl demlediğini sordum. "Özel tarif, onu söyleyemiyoruz maalesef." dedi. Oris modellerine bakarken iki bardak daha içmişiz ki sonrasında olanları kimse hatırlamıyor (Çayı demleyen Burak abi dahil). Ama ben bu sıralarda forum üzerinden, Oris için Burak abiye mesaj atmışım.
Ertesi akşam gittiğimde, çay ocağındaki diğer müşterilerin anlattığına göre, 2 saatlik döngü şeklinde Arif'in golünü izledikten sonra, gece 3 sularında şirin baba ve şirinler ile oturup iki demlik çay daha içmişiz. Hatta bizim arkadaşlardan biri Şirine’ye evlenme teklifi bile etmiş. Tabi ki bizimle alay ediyorlar. Çünkü ben de sonradan hatırladım, özellikle dikkat etmiştim, gelenler arasında Şirine yoktu.
Velhasılıkelam böyle durumlarda kısa süre içerisinde bir karara varmak faydalı olacaktır. Zira vakit geçtikçe konu mutlaka Arif’in attığı gole bağlanıyor.
7847. SATIR

Girişte de belirttiğim gibi saatle hiçbir alakası olmayan 7846 satırdan sonra, saati konuşacağımız satırlara geldik. Şirinlerle birlikte içilen iki demlik çaydan sonra, arkadaş ertesi gün kadran rengine karar verdi ve saati Burak abi vasıtası ile sipariş ettik. Kutu açılışını da tabi ki çay ocağında 326 kişi ile beraber yaptık. Arkadaş koluna takamadan, 28 kişi denedi saati
BÜROKRAT-KABADAYI
Gelelim kadran rengine veya renklerine. Benim ısınamadığım yegâne yönü donuk, soğuk, degrade ve pastel kadran renkleri. Küçülen çapla beraber saatin, eski-okul, ağırbaşlı, sakin bir kasa tasarımı var. Böyle bir kasaya parlak, heyecanlı, açık renkleri ben de yakıştırmam zaten. Fakat bu gri versiyonla birlikte saate bir kuzey soğukluğu hâkim. Merhaba-merhabadan başka bir şey konuşamayacağınız bir insan halet-i ruhiyesi var saatte. Tam bir üst düzey devlet görevlisi - bürokrat ciddiyeti. Kadrana bakınca üzerime takım elbisemi giyip, ayağıma mokasenlerimi geçirip bir pelikan m800 alıp bütün gün boyunca evrak imzalama isteği tezahür ediyor içimde.
Ben bürokrat havasından hoşlanmam. Ağırbaşlı, oturaklı ama daha kabadayı bir degrade koyu laciverti tercih ederdim. Masa başı görevlisi laciverti değil - semtte sevilen, sayılan, sözü muteber bir kabadayı koyu laciverti. Teorik değil, pratik adamı. Gerçi bizim arkadaşın karakterine yakıştı, onda da bir buzdolabı soğukluğu var.

Tokayı birçok kişi sevmeyebilir, daha kolay kullanıma sahip bir toka mekanizmasını tercih edebilir. Ancak bu eski, kullanışsız toka mekanizması saatin genel, klasik havasıyla daha uyumlu. Mekanizma detaylarına falan girmiyorum. Kadranı okumak kolay, lume idare eder seviyede, zaten saatte bir dalgıç saati değil. Pointer-date içgüdüsel değil, okuması kolay da değil (Bana işaret etme kardeşim, göster bir pencereden.) Ama kadranın sadeliğini ufakta olsa kırıyor. Tepe güzel, boyutu ideal, saatin proporsiyonuna uygun olmuş. Ufak-tefek eleştirilerimizi de yaptığımıza göre, metni okunmaz hale getirecek şekilde uzatmadan burada noktayı koyuyorum. Cümleten hayırlı akşamlar.

NOT BİR: Metinde anlatan olaylardan bazıları, okuyucuya daha fazla keyif vermek amacıyla tamamen uydurulmuş veya abartılmış olabilir. Buna mukabil, anlatılan olaylardan bazıları gerçekte çok daha şiddetli ve sert bir şekilde yaşanmışta olabilir.
NOT İKİ: Çay tedariği için iletişim kurmaya çalışmayınız lütfen. Zaten bizde sonraki denemelerde şirinleri göremedik. Ama İsmet ÖZEL, Alexandre KOJEVE ve Francis FUKUYAMA ile aynı masada oturup, çay içerken Kapitalizm Ve Kalvinizm üzerine şeditçe bir cedele tutuşmuşluğumuz var. Cedelin ilerleyen saatlerinde dudaklar kapandı, diller sustu. Kelimeler dökülen damarlardan, kanlar boşaldı. Bir tek Özel İSMET sağ çıktı o geceden. Kötü bir geceydi.
NOT ÜÇ: Yazım yanlışlarımız, hatamız, kusurumuz olduysa affola.
NOT DÖRT: Ben bir süredir bizim ihtiyarın(Araba) işleri için il dışında olduğumdan mucip saatin fotoğraflarını çekemedim. Fotoğrafların kötü olmasının tek sebebi arkadaşımın çekmiş olmasıdır. Hakikatte ben iyi fotoğraf çekerim.