Bu konuyu atlamışım. İş Rolex le başlamış profiterolle çeşitlenmiş.
Önce bir konunun altını çizeyim, Rolex mutlaka dolduruşa gelerek alınır ama sonra vazgeçilemez bir durum yaratır. Burada en önemli sorun Türkiye de yaşamamız ve vicdansız fiyat artışları. Tavsiyem yurt dışından al.
Kenara altın koyacağına Rolex al hem kullan zevk duy, hem de değerini korusun. Bu işin gerçeği.
Ancak eğer amaç gösteriş ise hemen altını çizeyim, kolunda Rolex olduğunu anlayacak ve değerlendirecek insanlar her yerde bulunmaz.
Bu nedenle ortalama, güzel görünümlü, kabul edilmiş kaliteye sahip saat arayanlar için örneğin Steinhart Ocean 1 oldukça güzel bir seçenek. Hem severek hem de uzun ömürlü kullanılabilir. Tabii başka benzer markalarda var.
Ben Steinhart da kaldım, çünkü baktım TSF Edition saat olmuyor, Steinhart sağ olsun benim kullanıcı adımla saat çıkarmış.
Buyurunuz Steinhart Triton.
http://www.steinhartwatches.de/en/TRITO ... e,544.htmlKör istemiş bir göz, allah vermiş iki tane birden.
Profiterol ve İnci ye gelince. Sanırım ilk yediğimde sene 1971 idi. Ancak altını çizmeliyim, hangi yabancı dostumu getirdiysem, fransızlar dahil bu pastayı tanıyamadılar. Bu anladığım kadarıyla uyanık bir Rum vatandaşımızın zamanında tutturduğu ve yine uyanık çalışanının her şeyde olduğu gibi bıraktığı yerden devam ettirdiği ve hiçbir şey eklemeden düzenini devam ettirdiği bir gıda ürünü. Ancak rahatlıkla söyleyebilirim ki, tadında pek değişiklik olmadığı düşüncesindeyim. O pastane nin paspallığı nda da hiçbir değişiklik olmadığı gibi. Ancak eskiden örneğin limonata açık ara daha güzeldi.
Biz gelenekseli bilmiyoruz ki koruyalım. Çünkü okumayan, araştırmayan, özellikli hobisi olmayan, her şeye tv/internet/ve pad li yaşam kültürüyle yaklaşan bir nesil oluşturduk. Bu da işin normal sonucu. Detaya önem veren bir millet olsak bu denli anormal rakamlara böyle berbat yaşanan ev ve mahalleler kurar mı idik? Göz zevki yaratacak bir renk uyumu dahi oluşturamıyoruz. Allah tan lüks, araba saat ve AVM ler var. Örneğin TV dizilerine şöyle bir bakın, hangi insanlar bu modda yaşıyor. Yaşayanlar da sabahtan akşama kadar defileye çıkar gibi giyinmiş ve manken gibi kırıtarak mı yaşıyorlar?
İşte can alıcı nokta burada. İş insanların özlemlerini pazarlayabilmek. Rezalet bir evde oturan, her gün canı çıkarak, mobbing mağduru olarak çalışan, saatlerce trafik de ayakta ya da oturarak dayak yiyen insanlar, hayal kurmak istiyor. Ruhunu dinlendirmeye çalışıyor. İşte Rolex de bunu yapmaktadır. Ancak 650 Chf servis ücreti vermemek için çakal tamircilerle güreşecek sen, kolunda Rolex pazara alışverişe gideceksen, tavsiyem başka saat alın Rolex e yazık.
BİM de satılan profiterol damak tadıma bir şey söylemedi. Zaten o tarz yapılan ve plastik ambalajda satılanların hepsi bence alınmaması gereken ürünler. Manolya pastanesi üretimleri bir nebze İnci ye yakın. Yine de bu işin kişisel damak zevkiyle alakalı olduğu düşüncesindeyim.
Rolex e gelince, bence de mutlaka almak hele fedakarlık yaparak almak anlamsız. Ama, iyidir, güzeldir, hoştur. Kendini iyi hissettirir. Yeter ki doğru fiyata ve doğru yerden al, aşırıya kaçma... İşte marka yaratmak bu nedenle önemli bir iştir...
"I fear the day when the technology overlaps with our humanity. The world will only have a generation of idiots." Albert Einstein